Al Karısı, Türk, Anadolu ve Altay halk inançlarında önemli bir yere sahip olan, gizemli ve korkutucu bir mitolojik varlıktır. Çeşitli bölgelerde "Albastı", "Al Kızı", "Al Anası" gibi farklı isimlerle de anılan bu figür, özellikle lohusalık dönemindeki kadınlara ve yeni doğan bebeklere musallat olduğuna inanılan kötücül bir ruhtur.
Al Karısı'nın Görünümü ve Özellikleri
Halk anlatılarına göre Al Karısı'nın fiziksel özellikleri bölgeden bölgeye farklılık gösterse de, genellikle uzun boylu, dağınık siyah saçlı, iri ve seyrek at dişi gibi dişlere sahip, uzun parmaklı ve bakır tırnaklı çirkin bir kadın olarak tasvir edilir. Bazı inanışlarda ayaklarının ters olduğu da belirtilir. Kırmızı, sarı veya kara renkli elbiseler giydiği düşünülür. Nadiren de olsa güzel bir kadın suretinde veya kuş, tilki, kedi gibi hayvan formlarında göründüğüne inanılır.
Musallat Olduğu Durumlar ve Albastı İnancı
Al Karısı'nın en bilinen özelliği, yeni doğum yapmış kadınlara ve bebeklerine zarar vermesidir. İnanışa göre, lohusa kadının ciğerini, yüreğini veya böbreğini çalarak suya batırır ve eğer bu organ geri alınmazsa kadının ölümüne neden olur. Bu duruma "albastı" veya "al basması" denir ve lohusa humması gibi doğum sonrası rahatsızlıklarla ilişkilendirilir. Albastı belirtileri arasında şiddetli ağrı, bayılma, sayıklama ve çevreyi kırmızı görme gibi durumlar sayılır. Ayrıca, Al Karısı'nın geceleri ahırlara girerek atlara musallat olduğu, onların sırtına bindiği ve yelelerini ördüğü de yaygın bir inanıştır.
Korunma Yöntemleri ve Kültürel Önemi
Al Karısı'ndan korunmak için halk arasında çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Lohusa kadının odasında bıçak, iğne gibi keskin metal eşyalar bulundurmak, kırmızı renkli kumaşlar asmak, Kur'an-ı Kerim koymak veya bir erkeğin odada bulunmasını sağlamak bu tedbirler arasındadır. Bazı efsanelerde, Al Karısı'nın eteğine iğne batırıldığında yakalanabileceği ve yakalayan kişiye hizmet etmek zorunda kalacağı anlatılır. Al Karısı inancı, Şamanizm'den gelen köklere sahip olup, İslamiyet'in Anadolu'ya yayılmasıyla birlikte cin ve peri figürleriyle harmanlanarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bu inanç, özellikle doğum sonrası dönemde anne ve bebeğin korunmasına yönelik kültürel bir mekanizma olarak da değerlendirilebilir.