laiklik »
1. şu sıralar recep tayyip erdoğan ile deniz baykal arasında gerginlik yaratan kavram **
2. her isteyenin istediği yöne çekebileceği ilke. bu açıdan diğerlerinden pek de farklı olduğu söylenemez. aslında şöyle desek daha iyi: her isteyenin istediği yöne çektiği altı ilkeden biri.
3. (bkz: konu açıp bilgi vermemek)
(bkz: konuyu bilmeden entry girmek)
asıl din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, insanların din ve vijdan hürriyetine saygı gösterilmesi demektir. günümüzde maalesef uygulanmamaktadır.
4. din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması' olarak birçok kimse tarafından ezbere bilinen kavram.
5. eger su anda bisey dusunuyor olsa "heaa sunlara bak, ben elden gidecem diye nassi yirtiniyolar, cok populerim coook." diye sevindirik olacak kelime.
6. ne olduğunu herkesin bildiği zannedilen ama çoğu kişinin yanlış bildiği kavram.
laiklik: yapılan kanunlarda dine uygunluk aranmaması demektir. bu kadar basittir. laiklikte din ve devlet işleri ayrılmaz.
eğer din ve devlet işlerinin ayrımı olsa bugün devlet cami yaptırmaz, imamlara para vermez ya da din adamı yetiştirmezdi.
dinin tamamen devletle ayrılması ateist devlet anlayışıyla* mümkün olur ki bunun için çok erken bir zamandayız...

(bkz: olay budur)
7. gerçek anlamıyla sınıfsız bir dünya'da var olabilecek hadise.
8. devlet işlerinin dinden arındırılmış olmasıdır. yani devletin dine ilişkin bir eylemi olmaması durumudur. laik devlet ibadethane yapmaz, din eğitimi vermez, insanların dini inançlarıyla ilgilenmez. diyanet işleri başkanlığı gibi bir kuruma sahip olan türkiye bilimsel anlamda laik olamaz. bu tartışılamaz bir gerçektir.
9. din ahlakın, toplumsal ahlak da bir şekilde hep kanunların parçası olduğu için kanuni olarak havada kalan, hükümetler de hep tutucu olduğu için yürütme tarafı tümden gümleyen, ülkemizdeki "numarası yok adı var" kavramlar sınıfından güzide bir kavram.
10. laiklik, sadece din ile devlet işlerinin ayrılması demek değildir. laiklik, toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayatılmasıdır.
toplumsal yaşamın ve devletin kurum ve kuruluşlarının, dine dayalı olması zorunluluğunun bulunmamasıdır.

laiklik bazılarının sandığının aksine din ve vicdan özgürlüğünden ibaret de değildir.. sadece din ve vicdan özgürlüğünün tanınmış olması, o toplum düzeninin laik olduğu anlamına gelmez..
örneğin osmanlı imparatorluğu'nda dinsel hoşgörü vardı, ama laiklik yoktu.
laik toplum düzeni, bütün din ve inançtan insanların, eşit koşullarla, aynı kurallara uymak durumunda bulunduğu, hiç kimseye dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımayan bir toplum düzenidir.

laik sözcüğü yunanca'dan geliyor. laikus din adamı olmayanlara verilen addır. böylece de laiklik, din adamlarının yönetmediği devlet ve toplum düzeni demektir.

laik bir devlet, dini yadsıyan, dine karşı olan bir devlet değildir. din adına insanlara baskı yapılmasına izin vermeyen devlettir.

(bkz: ahmet taner kışlalı)
11. devletin meşruiyetinin din üstüne kurulmadığı düzendir.
alternatifi için
(bkz: teokrasi)
12. günümüzde zaman zaman sara nöbeti gibi gündeme oturan ve kelimenin anlamını bile bilmeyen insanların aydın damgasını yemek ve demokrat olduğunu ispatlamak adına zır cahillerin soyledigi büyük gaf.
13. topluma hukmeden tanri nin yasalari degil, insanlarin kendi yasalari dusuncesi.
14. laiklik modernleşme sürecinin sonucu. avrupa'da kilise ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması. laiklik, avrupa'da kişilerin özel ve kamu hayatlarında "istediklerini" yaşamaları. ülkemizdeki izdüşümü "kamusal alan"da kişilerin inandıklarını yerine getirmesine bir engel. ve dahi yine yanlış anlaşılmış bir batılılaşmanın mümessili.
15. bir dinin; bir millet, bir düşünce, bir yönetim biçimi olarak algılandığı (yahudilik) günümüzde,
kilisenin yüzyıllardan beri korunduğu (bir merkez bankası gibi çalışan vatikan bankası'nın kontrolünde 2 milyar sterlin (3.7 milyar dolar) olduğu tahmin ediliyor.)
ve yüceltildiği,başkan seçilirken incile yemin edildiği,kiliseye devam eden liderlerin yüceltildiği bir dünyada; başka dinlerden olanların gücünü zayıflatmak amacıyla kullanılan kelime.
16. din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması insanların istediği dini seçme özgürlüğü ama ne yazıkki insanlar islamiyeti seçince irticacı olarak görülür ateizmi hristiyanlığı seçince özgür laik batılı olarak görülür ne yazıkki ülkemizde hala yoktur.
17. her yerde adından bahsedilir ama uygulanmaz tıpkı demokrasi gibi
18. din aslan ve devlet aslanın birbirinden ayrılarak düşmanlara karşı savaş vermesi demektir. düşmanlarla başetmek artık çok zordur. *
19. ülkemizdeki birileri için maalesef çıkar demektir.28 şubatta en çok laiklik diyenlerin ülkemizi nasıl soydukları ortaya çıkmıştır. ayrıca gereksiz yasakların da yanlış nedenidir(başörtüsü vs)
20. (bkz: sen bana laik değilsin)
21. türk ve yabancı bütün bilim adamları atatürk inkılâbının en önemli öğesi olarak laikliği kabul ederler. gerçi türk inkılâbı, içinde taşıdığı ilkelerle bir bütündür. ama bu bütünün dayandığı iki ana temel, milliyetçilik ve laiklik, öteki ilkeleri sağlamlaştırır.

laikliğin kısa tanımı, daha önce belirlenmişti. yeniden özetleyecek olursak, laiklik; devlet düzeninin ve hukuk kurallarının dine değil, akla ve bilime dayandırılmasıdır.

Çok uzun bir zaman hemen hemen bütün insan toplulukları, dinlerin koyduğu esaslara göre yönetilmişlerdir. Çünkü insanların akıl ve bilim alanlarında olgunlaşması kolay olmamış, uzun bir zaman almıştır. bu dönemde insanlar, kendi akıl ve iradeleri dışında kalan birtakım güçler tarafından yönetildiklerini kabul ederek rahatlamışlardır. bu sebeple, devletlerle özdeşleyen dinler ve din adamları, giderek büyük ölçüde güçlenmiş, gelişen insan zekisinin önüne engeller koyarak varlıklarını sürdürmeye çalışmışlardır.

dinler, inanç kavramına dayanırlar, ister ilkel olsun, ister gelişmiş, her dinin temeli belli varlıklara ve olgulara tartışmadan inanmaktır, insanlar özellikle ölüm gibi en ürkütücü olay karşısında inanç dünyalarını zenginleştirmiş, dinsiz yasayamaz duruma gelmişlerdir. İnsanoğlunun evren ve ölüm karşısındaki çaresizliği, zengin inanç sistemleri doğurmuştur. bu çaresizliğe karşı tek sığınılacak yerin din oluşu, dinlerin insanları yönetmesi sonucunu vermiştir, ilk zamanlar için bu bir zorunluluktu. İnsanlar arasında düzen ve barışı sağlamak için dinin buyruklarına ihtiyaç vardı. Ölümsüzlüğe erişmek isteyen insanları, hayatta iyi davranışlara yönlendirmek için dinler hukuk kuralları da koydular ve bu kuralların uygulanmasına titizlik gösterdiler.

Özellikle ileri dinlerin koyduğu baş hukuk kuralları, aynı zamanda evrensel ahlâkı da yansıtır. hiçbir din, insanlara erdemsiz yaşamayı, hırsızlığı, yalancılığı, zinayı, adam öldürmeyi buyurmaz. tersine, bütün dinler ahlâklı ve erdemli yaşamayı buyururlar. dinler arasındaki farklılıklar, tanrı ve ibadet anlayışından kaynaklanmaktadır. böylece her din, tek ve üstün gerçeği temsil ettiğini ileri sürdüğünden dinler arasında bir birlik görülmemektedir.

Çok ileri ve üstün bir din olan İslâmlık, kısa sürede inanç sistemini birçok millete benimsetmiştîr. hazreti muhammed'in ölümünden sonra müslümanlık hızla gelişti. büyük İslâm bilginleri, ilkçağın akılcı filozoflarını yeniden gün ışığına çıkardılar, öyle ki, batılı bilginler bu filozofları müslümanlardan öğrendiler. müslümanlık bu akıl çağında büyük aşamalar yaptı. tanrının insanlara doğru yolu görmesi için akıl verdiğini söyleyen bilginler, İslâm dininin ilerlemesinde büyük rol oynamışlardır. onları destekleyen halifeler de çıkmıştır. böylece müslümanlık aşağı yukarı üç yüz yıl tanrının gösterdiği yolda gelişmiştir. akla dayanan bu gelişme sırasında İslâm hukuku da günlük hayata uydurulmuştur. ne yazık ki, bir süre sonra bu gelişme durdu, İslâm dünyasında aklın yerini, tutucu ve durgun bir inanç kapladı. bu görüşün sahipleri, akıl yolu ile değil, sadece inançla yaşamak gerektiğini savunuyorlardı. bu görüş kısa sürede yaygınlaştı, İslâm dini ve hukuku donup kaldı. buna karşılık akıl yolunu müslümanlardan öğrenen batılılar, bu esasları geliştirmekteydiler.

İşte türkler müslüman oldukları vakit, İslâm dünyasında durgunluk başlamıştı. türkler, üstün yetenekleriyle kısa sürede İslâm dünyasına egemen oldular. Çok içten inandıkları müslümanlığı hıristiyanlara karşı korudular, İslâmlığı anadolu'ya ve balkanlar'a yaydılar, ama onlar güçlerinin doruğunda iken batı'da da akıl çağı başlamıştı. büyük akılcılar, bir zamanlar müslüman bilginlerin dedikleri gibi tanrının insanlara verdiği en büyük hazine olarak akılı gördüler. böylece batı'da bilim ve hukuk akla dayandırılmaya başladı. burada hemen şunu belirtmekte yarar vardır: bu büyük akılcı akıma karşı, orada da kilise direnmiştir. ancak bu direnme yeni mezheplerin (protestanlık) doğmasına yol açmıştır. bu yüzden hıristiyan dininin bir bütün olarak akılcılığa karşı durması imkânı kalmadı. kilise giderek yenilikleri kabul etmeye başladı. nihayet xviii. yüzyıl sonunda çıkan fransız İhtilâli ile laiklik, devlet ve hukuk düzenine egemen oldu. yani devlet, dinin etkisinden arıtıldı. ama ayna zamanda din özgürlüğü de kabul edilerek, devletin vatandaşın vicdanına karışmayacağı, herkesin inancında serbest olduğu esası konuldu.

osmanlı devleti'nin bu gelişmenin dışında kaldığını biliyoruz. atatürk belki de İslâmlığın parlak çağına dönüş yaparak, zamana ve akla uymayan, eskiyen hukuk kurallarını bir yana bırakarak devleti laikleştirmiştir. ama İslâmlığın inanç ve ibadete dayanan kurallarına hiç dokunmamıştır.

atatürk kesinlikle dinsiz değildi. Şu sözleri söyleyen atatürk'ün dinsiz olduğu, laiklikle dinsizliği getirdiği söylenebilir mi? :"tanrı birdir, büyüktür. bizim dinimiz en makul (akla uygun) ve tabii (doğal) bir dindir. ve ancak bundan dolayı da son din olmuştur. bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gerektir. bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur... ey millet, allah birdir, sanı büyüktür. peygamberimiz, efendimiz cenabı hak tarafından insanlara dinin gerçeklerini bildirmeye memur ve elçi olmuştur... İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor. bu sebeple en mükemmel dindir... varlık dünyasının bütün kanunlarını yapan cenab-ı haktır... dinime, gerçeğin kendisine nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum". atatürk bunlar gibi daha birçok söz söylemiştir.

atatürk'ün akla uygun bir uygulama istediğini belirten şu sözleri, ne derin anlamlar taşımaktadır: "büyük dinimiz, çalışmayanın insanlıkla ilgisi olmadığını bildiriyor. bazı kimseler modern olmayı kâfir olmak sanıyorlar. asıl küfür onların bu zannı (düşünce)dır. bu yanlış yorumu yapanların amacı; İslamların kâfirlere tutsak olmasını istemek değil de nedir?"
"bizim dinimiz milletimize, düşkün, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. tam tersi, allah da peygamber de insanların ve milletlerin yücelik ve şerefini korumalarını buyuruyor... bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçüt) vardır. bu miyar ile hangi şeyin dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. hangi şey ki, akla, mantığa, toplumun çıkarlarına uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur, o şey dinîdir. eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı, en mükemmel ve en son din olmazdı".

görülüyor ki, atatürk bilgisiz ve çıkarcı kimselerin milleti din adına sömürmesine karşıdır. o, devlete, hukuka ve bilime can verecek kuralların akla, mantığa uygun olmasını istemektedir. atatürk, daha 1927 yılında dinin siyaset aracı olarak kullanılmasından doğacak sakıncaları ve çıkar düşkünlerini şöyle anlatmıştır: "masum halka beş vakit namazdan başka, geceleri de namaz kılmayı vaaz etmek ve öğütlemek, belki de ömründe hiç namaz kılmamış olan bir politikacı tarafından vâki olursa, bu hareketin hedefi anlaşılmaz olur mu?" atatürk'ün yıllarca önce söylediği bu sözler ne kadar düşündürücüdür.

laiklik devletin temeli olunca, akla dayanan uygulamalarla millet zaman yitirmeden çalışma ve kalkınma imkânı bulur. devlet vatandaşın inancına karışamaz; daha Önce de belirtildiği gibi inançlar çeşitlidir. herkesi bir doğrultuda inanca zorlamak olmaz. bu herşeyden önce demokrasiye aykırıdır. demokrasi, bir özgürlük rejimidir. bu sebeple demokrasilerde devletin tek bir dini vatandaşlara benimsetmeye çalışması düşünülemez. bu davranış demokrasi kavramına uymaz. hem kur'an "dinde zorlama yoktur" diyor. bundan başka kur'an ve hazreti muhammed devlet yönetiminde akla dayanılmasını isteyen pek çok buyruklar vermiştir.

demek ki, laiklik vatandaş inancının en sağlam güvencesi oluyor. İnanç özgürlüğü devletçe sağlanıyor. herkes inancında ve ibadetinde serbesttir. laikliği, resmi politikası dinsizlik olan rejimlerden kesinlikle ayrı tutmak gerekir. o tür rejimlerde devlet dine karşıdır. vatandaşın dinsiz olarak yetişmesi için gereken her türlü tedbiri alır. atatürkçü laiklikte ise, devlet işlerine karıştırılmaması koşulu ile tam bir din ve inanç özgürlüğü vardır.
türk devleti aynı zamanda nüfusumuzun yüzde doksan beşinden fazlasının inanç sahibi müslüman olduğu gerçeğini de görmüştür. müslümanların inanç ve ibadet hizmetlerini devlet yüklenmiştir. din eğitim ve öğretimi yapan kurumlar açılmış, buralarda atatürkçü, aydın, akılcı, laik din adamları yetiştirmeye hız verilmiştir. hiçbir dönemde anadolu'da cumhuriyet dönemindeki kadar cami yapılmamıştır.

türk milleti ve devleti varlığını ancak inanç özgürlüğü içinde, çağın gereği olan akıl ve bilim kavramlarının yolunda, insancıl bir laikliği benimseyerek sürdürebilir. geriye dönüş mümkün değildir. böyle bir tutum zamana ayak uyduramamak, çağın dışında kalmak olur.

http://www.ataturk.net/ilkeler/?sayfa=ailaiklik
22. (bkz: laik)
(bkz: bizantizm)
(bkz: teokrasi)
23. laiklik tanımını "dinin devlete, devletin dine müdahalesinin söz konusu olmadığı yönetim biçimidir" şeklinde yapmak, laikliğin pratik uygulamasının mümkün olmadığını peşin olarak kabul etmektir.

dinin toplumların hayatındaki etkinliği, laik olduğunu iddia eden devletlerin dine müdahaleleri ve toplumların baskı grupları aracılığı ile dini konularda devleti etkilemeleri gibi faktörler göz önüne alındığında laiklik hiç bir zaman bu tanıma uygun olarak uygulanamamış ve uygulanabilmeside pek mümkün görünmemektedir. bu bakımdan "laiklik: devletin meşruiyetinin din üstüne kurulmadığı düzendir." (#292699) şeklinde yapılan tanımlama en uygun laiklik tanımı olarak görünmektedir.
24. islam acisindan bakildiginda sirktir. bir yaraticinin varligina inanan inanan bir insanin* kendi koydugu kuralları yaratıcının koyduğu kurallardan üstün tutması tamamen salaklıktır. evreni ve dahi insani var eden yaratici bir insanin koyacagindan daha kotu kanunlar koymaz heralde.

yine bunun gibi, allah'a ortak koşanlardan çoğuna çocuklarını öldürmeyi de o taptıkları ortaklar, hem onları helak etmek hem de dinlerini karma karışık etmek için iyi birşeymiş gibi gösterdiler. allah dileseydi, bunu yapmazlardı. o halde onları uydurdukları kanunlarla başbaşa bırak ne halleri varsa görsünler.
enam suresi/137

o, peygamberini doğru yol kanunu ve hak dini ile gönderendir, onu bütün dinlerden üstün kılmak için; isterse müşrikler hoşlanmasın.
tevbe suresi/33

hele her ümmet içinde kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğimiz seni de onların üzerine şahit getirdiğimiz gün!.. bu kitabı sana, herşeyi beliğ bir şekilde açıklamak; hem bir hidayet kanunu, hem bir rahmet, hem de müslümanlara müjde olmak üzere ceste ceste indirdik.
nahl suresi/89

o,size dinde nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi ve İbrahim, musa ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi de kanun kıldı. Şöyle ki: dini doğru tütün ve onda ayrılığa düşmeyin. bu davet ettiğin iş müşriklere ağır geldi. allah, ona dilediklerini seçecek ve kendine yüz tutanları (yönelenleri) de ona hidayetle eriştirecektir.
sura suresi/13
25. anayasasında laik denen tükiyede laiklikle tezat pek çok durum vardır. örneğin çocukların 11 yıl boyunca zorunlu islami din dersi görmesi*, devlet eliyle islami din okulu açılması (imam hatipler)(ayriyetten bu okullarda kızların türban takması), diyanet işleri başkanlığı olması bunlar kalkınca türkiye cumhuriyeti tam bir laik devlet olucaktır.*
»
Alakalı olabilir!
- laik genclik
- laikci
- laik
- laiko
- laika

nedir.Net