haftasonu mesajlari »
1. fransa da ağır işçilerin işleri hakkında ne düşündüklerini incelemek üzere araştırmayı yürüten bir görevli, bir inşaat alanına gönderilir. aynı işi yapan üç işçi görür. ılk işçiye yaklaşır ve sorar :
sen ne yapıyorsun; nesin sen, kör mü? diye öfkeyle bağırır işçi.;bu parçalanması imkansız kayaları ilkel aletlerle kırıyor ve patronun emrettiği gibi bir araya yığıyorum.cehennem sıcağında kan ter içinde kalıyorum.bu çok ağır bir iş, ölümden beter
görevli hızla oradan uzaklaşır ve çekinerek ikinci işçiye yaklaşır.aynı soruyu sorar :
;ne yapıyorsun ?
ışçi cevap verir:kayaları mimari plana uygun şekilde yerleştirilebilmeleri için, kullanılabilir şekle getirmeye çalışıyorum.bu
ağir ve bazen de monoton bir iş, ama karım ve çocuklarım için para gerekli. sonuçta bir işim var. daha kötü de olabilirdi.;
biraz cesaretlenen görevli üçüncü işçiye doğru ilerler.
;ya sen ne yapıyorsun? diye sorar.
görmüyor musun;? der işçi kollarını gökyüzüne kaldırarak.
bir katedral yapıyorum.
görmeyi seçtiğiniz yol sizin tutumunuza bağlıdır. bugün hava biraz bulutlu mu yoksa biraz güneşli mi? güllerin dikeni mi vardır, dikenli dalların gülleri mi? bardağın yarısı boş mudur, yarısı dolu mu? yoksa bardak olması gerekenin iki katı büyüklükte midir?
seçim size ait...

herkese mutlu haftasonları
2. uzun bir zamandan beri hayatın -gerçek hayatın- başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, hala hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. sonra hayat başlayacaktı. sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı. bu görüş açısı mutluluğa giden bir yol olmadığını görmemi sağladı. mutluluk yolun kendisi. Öyleyse sahip olduğunuz her anın kıymetini bilin ve ona özel biriyle paylaştığınız için daha fazla değer verin ve unutmayın, zaman hiç kimse için beklemez.


Öyleyse okulu bitirene kadar, tekrar okula gidene kadar, para kazandığınız veya kaybettiğiniz zamana kadar, çocuklarınız olana kadar, çocuklarınız evden ayrılana kadar, iş başlayana kadar, emekli olana kadar, evlenene kadar, boşanana kadar, cuma gecesine kadar, pazar sabahına kadar, bir araba veya ev alana kadar, ilkbahara kadar, kışa kadar, şarkınız söylenene kadar, içki içinceye kadar..... mutlu olmak için içinde bulunduğunuz andan daha iyi bir an bulmak için beklemekten vazgeçin. mutluluk varis değil bir yolculuktur.



alfred d.souza

herkese mutlu haftasonları
3. birkaç yıl önce elkhart, kansas ta iki kardeş bir okulda çalışıyorlardı. her sabah sınıftaki sobayı yakmak onların göreviydi. soğuk bir günün sabahı, kardeşler sobayı temizlediler ve odunla doldurdular. birisi bir şişe gazı odunların üstüne döktü ve ateşe verdi. Öyle büyük bir patlama oldu ki, eski bina sallandı. patlama sırasında büyük kardeş öldü, ötekinin de bacakları kötü bir biçimde yandı. daha sonra, şişeye yanlışlıkla benzin doldurulduğu ortaya çıktı.
yaralanan çocuğu tedavi eden doktor, çocuğun bacaklarını kesmenin daha iyi olacağını söyledi. anne ve babası yıkılmıştı. zaten bir oğullarını yitirmişlerdi, şimdi de öteki oğulları bacaklarını kaybedecekti. ama her ikisi de inançlarını kaybetmemişlerdi. doktora kesme işlemini ertelemesini rica ettiler. doktor kabul etti. Çocuğun anne ve babası çocuklarının bacaklarının iyileşmesi için dua ediyor ve her gün doktordan kesmeyi bir gün daha ertelemesini istiyorlardı.
bu, iki ay sürdü. doktorla hergün tartışıyorlardı. bu arada çocuklarını bir gün tekrar yürüyebileceğine inandırıyorlardı. Çocuğun bacakları kesilmedi ama sargılar açıldığında, sağ bacağının diğerinden daha kısa olduğu ortaya çıktı. sol ayağındaki parmaklarda neredeyse yoktu ama çocuk yine de kararlıydı. acılar içinde kıvranmasına karşın, hergün egzersiz yaptı ve sonunda bir iki adım atmayı başardı. bu genç adam, daha sonra koltuk değneklerinden kurtuldu ve yürümeye sonra da koşmaya başladı.
genç adam koştu ve koştu. neredeyse kesilmek üzere olan bacaklar ona bir dünya rekoru bile kazandırdı.
bu genç adam glenn cunningham dı. dünyanın en hızlı insanı olarak tanınan gence madison square garden da yüzyılın sporcusu unvanı verildi.

yüreğinin ve iradenin gücünü son damlasına dek kullanırsan başarı kaçınılmaz sonuçtur.

herkese mutlu haftasonları
4. başarı
sık sık gülmek ve çok sevmektir
akıllı insanların saygısını ve çocukların sevgisini kazanmaktır
dürüst eleştirmenlerin onayını almak
sahte dostların arkadan vurmalarına dayanmaktır
güzeli sevmektir
herkesteki en iyiyi bulmaktır
karşılık beklemeyi hiç düşünmeden kendiliğinden vermektir
geride ister sağlıklı bir çocuk
ister kurtarılmış bir ruh
ister bir parça yeşil bahçe
ister iyileştirilen bir sosyal durum bırakarak
dünyanın iyileşmesine katkıda bulunmaktır
gönlünce eğlenmek ve gülmek
kendinden geçerek şarkı söylemekti
tek bir kişi bile olsa, birinin sizin varlığınızdan ötürü
daha rahat nefes aldığını bilmektir

İşte bu başarılı olmaktır

ralph waldo emerson

herkese mutlu haftasonları
5. eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu kendi kendine sormaya başlamış. bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş. Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam. kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş

bilge sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş

adam kabul etmiş bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağ doldurmuş Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağ eksilmesin eğer bir damla eksilirse kaybedersin

adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş bilge bakmış evet demiş kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı

adam şaşkın ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş bilge adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü geri geldiğinde bilge adama bahçe nasıldı diye sormuş adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış

bilge gülümsemiş, ama kaşıkta hiç yağ kalmamış demiş ve eklemiş

hayat senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider sen farkına varmazsın ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır

hayatının anlamı senin bakışlarında gizli

herkese mutlu haftasonları
6. "övgüyle degil yergiyle selamlayanlariniz olsun!"
"aynaya degil, konustugunun gözlerine bakarak yasamayi deneyimle"
*
iyi hafta sonlari
7. Öyle bir hayat yaşıyorum ki
cenneti de gördüm cehennemi de
Öyle bir aşk yaşadım ki
tutkuyu da gördüm pes etmeyi de
bazıları seyrederken hayatı en önden
kendime bir sahne buldum oynadım
Öyle bir rol vermişler ki
okudum okudum anlamadım
kendi kendime konuştum bazen evimde
hem kızdım hem güldüm halime
sonra dedim ki 'söz ver kendine
denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin
sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin
uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin
korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin
Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman
hep acele etmem bundan, anladım


f.nietzsche

herkese mutlu haftasonları
8. Çogu zaman ve çok gülmek; zeki insanların saygısını ve çocukların sevgisini, şefkatini kazanmak; dürüst eleştirilerin takdirine layık olmak ve yanlış arkadaşların ihanetlerine tahammül edebilmek; güzelliği takdir edebilmek, başkalarındaki "en iyiyi bulabilmek"; sağlıklı bir çocuk, bahçelik bir arazi ya da daha iyi hale getirilmiş bir sosyal durum yoluyla bu dünyayı olduğundan biraz daha iyi bırakarak terketmek; bir tek hayatın bile sırf siz yaşadınız diye daha rahat nefes almış olduğunu bilmek.
İşte "başarmış olmak" budur. "

ralph waldo emerson

herkese mutlu hafta sonları
* *
9. fesleĞenname

Örselendikçe kokusunu verir fesleğen, afacan bir
çocuk başını okşar gibi karıştırırsın da fesleğenin aklını, kokusunu
salar korkudan; insanlarda mı böyle acaba? Örselendikçe mi kaliteleri,
kokuları ortaya çıkar, köşeye sıkışınca mı buldukları kurtulma yöntemleri ile
güzel görünürler ya da çirkin?

bir dal fesleğen koparıp gömleğinin içine atan babamın görüntüsü daha ne kadar aklımın kıyısına vuracak, sevdalınız yapsa aynı şeyi fesleğenler mis gibi sevgilinizin göğsü kokacak...

İnsanların kimsesiz bir sokak kedisi kadar olsun bakışlarına yansımaz mı akıllarının duruluğu? Öksüz bir bakışı ayırt edebilir misiniz sığınma içgüdüsünden?

bir can eriği uğruna komşu kadından yediğiniz fırçanın gülümseten hınzır duygusunu otuz yaşınıza kadar beraberinizde getirdiniz mi ya da bahçenizdeki can eriğini aşırmak isteyen çocuklara siz de mi avaz avaz bağırıyorsunuz?

dinlenmek uğruna yormak mı gerekiyor başkalarını?
silah tüccarları mı bu savaşları çıkartanlar? Çocuklar, canlarım,
ishalden kurtulmuşlar da bir bombaya teslim olmuşlar...

gününüz kömürünü yeni alan komşunuza "kolay gelsin, güle güle ısının!" derken içinizi kaplayan sıcaklıkla geçsin...

İyi bir gün olsun bugün...

bütün gidişleriniz kavuşmak olsun, sevgiyle...

herkese mutlu hafta sonlari..
10. dostoyevski'nin hayatını değiştiren olay neydi biliyor musunuz?

kendi idam sahnesi...

Çar'ın baskı döneminde, arkadaşlarıyla bir sohbet grubu kurmuştu. yakalandı. 28 yaşında idam isteğiyle yargılandı. mahkemenin sonucunu beklediği gece hücresinden alındı. Ölüm kararı yüzüne karşı okundu. papaz günah çıkarttırdı. gözleri kapalı olarak bir direğe bağlanıp, müfreze karşısına geçirildi. "ateş" emrini beklerken gerçek karar bildirildi kendisine...
aslında mahkeme 8 yıl hapis vermiş, Çar bunu 4 yıla indirmişti; ama ona ders olsun diye böyle bir gösteri planlanmıştı. böylece "ölüm"le tanıştı; oysa bu sefil oyunda asıl keşfettiği şey, "yaşam"dı.

stefan zweig'a göre 4 yıl sonra yaralı parmaklarından zincirleri çıkardıkları zaman sağlığı bozulmuş, şöhreti uçup gitmişti, ama kırık dökük bedeninden her zamankinden daha parlak fışkıran tek bir şey vardı:

yaşama sevinci...

durumu en iyi anlatan cümle nietzsche'nindir:
"hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar".
...

can dündar

herkese mutlu haftasonları
11. bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,
soluk almak güçleştiğinde, yüreğin susup,
mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
dağlara dönmeli yüzünü insan.

yeni patikalar, yeni yollar seçmeli yüreğini ferahlatacak,
yeni insanlarla tanışmalı, yeni keşifler yapacak,
hep isteyip de birgün yaparım diye ertelediği ne varsa,
gerçekleştirmeyi denemeli!

her gecen gece, ölüme bir gün daha yaklaiştığını,
zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
o dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri,

küçük şeylerle başlamalı belki, örneğin,
birkaç durak önce inip servisten, otobusten, yürümeli eve kadar,
yüreğine takmalı güneş gözlüklerini, gördüğünü hissedebilmeli,

sağlığını kaybedip, ölümle yüzyüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat,
illa büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için,
başkasının yerine koyabilmeli kendini,
ağlayan birine 'gül' inleyen birine 'sus' dememeli.
ağlayana omuz inleyene çare olabilmeli'

şu, adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı,
sevgisiz sonsuz kalarak!

dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir
seher yeli okşamalı saçlarını...

karda, yağmurda, sevincine, coşkusuna,
fırtınada boranda, öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın,

bir cocuğun ilk adımlarında umudu,
bir gencin düşlerinde geleceği,
bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli,

çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
mutlu etmeden mutlu olmayı beklememeli,

ama küçük, ama büyük, her hayal kırıklığı, her acı;
bir fırsat yaşamdanyeni bir şeyler öğrenebilmek için,

çünkü hiç düşünmemişsen,
el vermezsin kimseye kalkması için.

hiç çaresiz kalmamıssan
dermanı olamassın dertlerin,

ağlamayı bilmiyorsan
neşesizdir kahkahaların;

merhaba dememişsen
anlamsızdır elvedaların,

ne , herkesi düşünmekten kendini,
ne, kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın;
hep vermek ya da hep almak için...

sadece anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli,
aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...

hafızası olmalı insanın;
hİÇ deĞİlse, ayni hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için!

soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak,

herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki,
hakkını verebilsin sevdiklerinin;
zaman bulabilsin, bir teşekkür, bir elveda için,

yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
ama;
herkesi sevmeyeceğini de herşeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!

tıpkı, herşeye sahip olamayacağı gibi...

zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı.
**


herkese mutlu hafta sonları...
12. sesinizi teypte İlk kez dinlediginizde...
ya da kendinizi ilk kez videoda gördüğünüz zaman, söylediginizi hatırlıyor musunuz? benim sesim böyle değil! ben böyle davranmıyorum! ama arkadaşlarınız şöyle der. "evet , senin sesin böyle , sen böyle davranıyorsun. "
yaşamın aynası için de bu böyle. aynada gördüğumüz herşey hoşumuza gitmeyebilir, fakat aynaya bakıp kendimizle ilgili herşeyi kabul edene kadar, istediğimiz hiçbir değişikliği gerçekleştiremeyiz ...

diğerleri hakkındaki acımasız eleştirilerimiz belki de kendimiz hakkında kabul etmemiz gerekenlerdir.
diğerlerine verdiğimiz tüm öğütlerin sonunda gideceği tek bir yer vardır.. kendimiz !
ve gerçekten değiştirebileceğimiz tek kişi kendimiz olduğu için, öğütlerimizi gerçekten kullanabilecek olan tek kişi de biziz...

peter mcwilliams

herkese mutlu haftasonları
13. doksan iki yaşında, ufak tefek, kendinden emin ve gururlu, her sabah sekizde giyinip kuşanan ve görme engelli bile olsa saçlarını tarayıp, makyajını mükemmelce yapan yaşlı hanım, benim görev yaptığım huzurevine yerleşmeye karar vermişti.

huzurevinin kapısında sabırla beklenen birkaç saatin ardından, odasının hazır olduğu söylendiğinde tatlı tatlı gülümsedi. yürüteçini asansöre yönlendirdiği sırada, kendisine odasını anlatmaya başladım, penceresinde asılı perdelerden de söz ettim. ben anlatırken, kendisine köpek yavrusu verilmiş sekiz yaşındaki küçük bir kızın heyecanıyla "o perdeleri çok severim" dedi. söylediklerini duyunca "mrs. jones henüz odayı görmediniz, biraz bekleyin" dedim.

"bunun onunla bir ilgisi yok" dedi.
"mutluluk zamandan önce karar verdiğiniz bir şeydir. benim odadan hoşlanıp hoşlanmamam mobilyaların nasıl düzenlenmiş olduğuyla değil, benim onları zihnimde nasıl düzenlediğimle ilgilidir. ben onları sevmeye karar vermiştim zaten. bu benim her sabah uyandığımda verdiğim bir
karardır. bir seçme hakkım var: ya tüm günümü artık çalışmayan vücut parçalarımın bana verdiği sıkıntıyı düşünerek geçiririm ya da yataktan çıkıp hala çalışan parçalarım için şükrederim. gözlerim açık olduğu sürece her yeni gün bir armağandır. yeni güne ve yaşamımın yalnızca bu döneminde biriktirdiğim mutlu anılara odaklanırım.

yaşlılık banka hesabı gibidir. ne yatırdıysan onu çekersin hesabından... bu nedenle benim önerim, anıların banka hesabına dolu dolu mutluluk yatırman olacaktır. anı bankamı doldurmaktaki katkın için sana teşekkür ederim. hala oradan mutluluk çekiyorum."

mutlu olmak için şu beş basit kuralı anımsa:
kalbini nefretten arındır.
zihnini endişelerden arındır.
basit yaşa.
Çok ver.
daha az bekle..


alıntı

herkese mutlu haftasonları
14. bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu
sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de
hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...

can yÜcel..

herkese mutlu hafta sonlari..
15. iyi günler abi
işiniz yoksa yengeyi de alıp pikniğe giderlim beraber ha ii olur valla karpuzu da denize attık mı ooohh.
16. her türlü seçiminiz ya sevgi ya korku düşüncesinden kaynaklanıyor.

korku;
daraltan, kapayan, içe hapseden, kaçan, gizleyen, biriktiren, yığan, zarar veren enerjidir.
sevgi;
genişleten, açan, yayılan, kalan, açık olan paylaşan, iyileştiren enerjidir.

korku bedenleri giysilerle sararak gizler.
sevgi çıplak olmaya izin verir.
korku sahip olduklarına sımsıkı yapışır,
sevgi sahip olduklarını paylaşır.
korku zorba yakınlık ister,
sevgi sevecen yakınlık.
korku sımsıkı sarar, bırakmak istemez,
sevgi özgür bırakır.
korku kurutur,
sevgi yumuşatır.
korku saldırır,
sevgi bağrına basar

her insan düşüncesi, sözü, davranışı bu duyguların birinden kaynaklanır.
bu konuda başka bir seçimimiz yok, çünkü seçeceğimiz başka bir şey yok.
ama bu iki duygudan hangisini seçeceğimiz konusunda özgürüz...

neale donald walsch

herkese mutlu haftasonları

17. neyi arıyorsan sen, o sundur der mevlana..

zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık....

elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip,
kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine çıkarır.

her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında,
her sevda ruhumuzun bir başka yüzü... her aşkta
kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.

resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve
dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden
kendi yüzünüz bakacaktır size...

aşk denilen
kaleydoskobun buzlu camına gözünüzü dayadığınızda,
binbir cam rengarenk ışıklar saçarak döndüğünde,
her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.
her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde
sizden bir parça...

aşklarınız hülasanızdır.

sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın
farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi
kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller
alır; hepsi siz... sevgilinizin gözlerindeki dolunay,
sizdeki ışığın yansımasıdır aslında;
dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.
yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi
bulamadığınızdandır...
aşk, narsizmdir.

sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan
eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir
gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.

narcissusu u bilirsiniz, öyle heybetli ve güzelmiş ki,
bakmaya dayanazmazmış kendine... gün boyu
ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,
dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş
hayran hayran... bir gün ırmak kenarında gezinirken,
sudaki yansımasına ilişmiş gözü. uzanıp, iyice
bakmak istemiş. tam gördüğünde kendisini,
dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa,
kapılıp gitmiş suya... yeryüzünün en güzel insanının
öldüğünü duyan tanrı, unutulmaması için onu
her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş,
narcissus, nergis olmuş.

kıssadan hisse, benden
size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize...

sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya
çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi
'bahar getirdim sana' deyin.
baharın elinizde olduğunu unutmadan..

gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;
dikkat edin de hayran olup düşmeyin...
düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin...

*
herkese mutlu haftasonları*
18. >prenses elmayı yer ve bayılır.. cüceler aralarında konuşmaya
>başlar.........
>
>
>- bence açıp kukusuna bakalım.
>
>- saçmalama oğlum ya. hatun koskoca prenses.
>
>- banane oğlum. kralı gelse tanımam. hatun kaç gün çocuk muamelesi
>yaptı resmen.
>
>- bence haklı. neydi lan öyle "ay çok sempatiksiniz, ay çok
>şirinsiniz."
>pamuk şekeri kılıklı kaltak.
>
>- aslında ben de kılım yosmaya. dakka başı sanki bişey ima eder
>gibi yok efendim "boyu değil işlevi önemli" yok efendim "deve de
>boy var ama"
>gibi
>abuk subuk laflar ediyordu.
>
>- ya hani sen utangaçtın?
>
>- ulan bütün utangaçlığın kızı tavlamak içindi di mi?
>
>- başlatmayın lan utangaçlığınıza. utangaç olmamız abaza
>olamayacağımız
>anlamına gelmiyor.
>
>- hadi açıp bakalım.
>
>- bilgin sen bu konuda ne diyorsun?
>
>- valla şu an kan başka yerime gidiyor. düşünemiyorum.
>
>- hay koyayım senin bilginliğine.
>
>- ya bari memelerini ellesek. şöyle yumuşacık.
>
>- ya biz ellerken uyanırsa?
>
>- bence uyanmaz. uyanırsa da kalp masajı yapıyorduk deriz.
>
>- aslında iyi fikir.
>
>- hazır kalp masajı yapıyorken suni tenefüs de yapalım.
>
>- eline de verelim tam olsun. saçmalamayın ya.
>
>- uykucu... sen mi bulmuştun pamuğu baygın halde.
>
>- ana herife bak. kafasını koymuş hatunun memelerine uyuyo ayağı
>yapıyor.
>
>- kalk lan kalk. yemezler.
>
>- ne geldik mi?
>
>- iki dakka daha o pozisyonda yatsaydın gelecektin. uyanık seni.
>
>- doğru konuş lan.
>
>- kavga etmeyin beyler. bi kız için değmez.
>
>- bi kız mı? pamuk be resmen, pamuk. süt gibi maşallah.
>
>- ya süt dedin de aklıma geldi. memelerini ellemeyecek miyiz?
>
>- hay ben memeleri icad edenin..
>
>- ya oğlum hemen öfkelenme.
>
>- bana ne kardeşim. benim misyonum bu. Öfkelenirim ben.
>
>- buldum. nefis bir fikrim var.
>
>- neymiş?
>
>- bir hafta kaç gün ediyor.
>
>- yedi.
>
>- tamam işte. her gün birimiz elleyelim.
>
>- fena fikir değil aslında.
>
>- Öyleyse fikri ben bulduğuma göre ilk ben elleyerek başlıyorum.
>
>- ohh paşam. başka bir arzun var mı? biz sizi yalnız bırakalım
>istersen.
>nerden bileyim sıra bana gelince uyanmayacağını.
>
>- bence tembel haklı. aynı anda elleyelim. ya hep ya hiç.
>
>- kendini üç silahşörlerin bir üyesi sandı salak. alooo! yedi
>kişiyiz yedi!
>
>- nolmuş... bir ki üç diye sayarız, aynı anda elleriz.
>
>- nerden biliyim ben senin daha fazla mıncıklamayacağını.
>
>- saçma saçma konuşmayın ya. mundar edeceksiniz pamuğu.
>
>- anaaa! bilginin beynine kan gitti. sabahtan beri ilk defa
>akıllıca bir laf ettin.
>
>- amanin. içine don giymemiş.
>
>- ne? kim açtı lan pamuğumun eteğini?
>
>- ooo beyim... pamuğun oldu birden.
>
>- demogoji yapmayın kardeşim. kim açtı eteğini?
>
>- kimse açmadı be. eteğinde hiç don izi yok da, ordan şeyettim.
>
>- gerizekalı herif. tanga diyebişey duymadın herhalde.
>
>- anaaa... hiç aklıma gelmedi.
>
>- aklın şeyinde olursa gelmez tabi.
>
>- ya bari kibrit çöpü çekelim. kısa çöpü çeken önce ellesin.
>
>- niye bana öyle manalı manalı kısa çöp dedin?
>
>- yuh be! osuruktan nem kapıyorsunuz valla.
>
>- benim aklıma bişey takıldı. pamuk da osuruyor mudur hiç?
>
>- benim de aklıma bişey takıldı. böyle salak soruları sormaya ilk
>ne zaman
> başladın.
>
>- ne biliyim ya... böyle güzel kızlar hiç osurmaz, hiç sıçmaz gibi
>geliyor
> bazen.
>
>- abi osuruk demişken, pamuğun kase de fena değil hani.
>
>- geçen benim de dikkatimi çekmişti.
>
>- benim de.
>
>- benim de.
>
>- benim de.
>
>- benim de.
>
>- yuh be! bi saat öncesine kadar hepiniz hatunun yanında birer
>şirinlik
>muskasıydınız.
>
>- karıştırma orasını.
>
>- sen de oranı karıştırma hayvan. aile var.
>
>- başlıycam ama. Öfkelisin de bi yere kadar kardeşim.
>
>- konuşurken el hareketi yapma oğlum.
>
>- yaparsam naparsın lan yerden bitme.
>
>- sen kime yerden bitme diyon götten bacaklı.
>
>- hay ben sizin kavganızı.....


herkese mutlu haftasonlari...
19. diyelim yagmura tutuldun bir gun
bardaktan bosanircasina yagiyor mubarek
obur yanda gunes kendi keyfinde
ne de olsa yaz yagmuru
piril piril dusuyor damlalar
eteklerin uca uca bir kosudur kopardin
dar attin kendini karsi evin sundurmasina
iste o evin kapisinda bulacaksin beni

diyelim icin cekti bir sabah vakti
erkenden denize gireyim dedin
kulac attikca sen
patia carsaflar gibi yirtiliyor su ortadan
ege denizi bu efendi deniz
seslenmiyor
derken bi de dibe dalayim diyorsun
icine cil cil kosusan baliklar
lapinalar gumusler var ya
eylim eylim salinan yosunlar
onlarin arasinda bulacaksin beni

diyelim sapina kadar sair bir herif cikmis ortaya
cakmak cakmak gozleri
meydan ta taksim ya beyazit meydani
herkes orda sen de ordasin
harif bizden soz ediyor bu ulkenin cocuklarindan
yuruyelim arkadaslar diyor yuruyelim
ozgurluge mutluluga dogru
her isin basinda sevgi diyor
gozlerin yagmurdan sonra yapraklarin yesili
bi de basini ceviriyorsun ki
yaninda ben varim.
**

herkese mutlu hafta sonları
20. *






bir zamanlar bir psikoloji kitabında okuduğum bir bölüm vardı...



hayatın ve getirilerinin kıymetini anlamak için tavsiye edilen bir metod vardı içinde. deniyordu ki; "arada bir, çok bunaldığınızda, hayatın sizin için çekilmez hale geldiğini düşündüğünüzde kendinize 10 dakika ayırın ve kendi cenaze töreninizi düşünün".



cümleyi ilk okuduğumda çarpılmıştım. ben girişin akabinde pozitif bir gelişme ve tavsiye bekliyordum. ama "kendi ölümümüzü ve cenazemizi " düşünmemiz tavsiye ediliyordu. tüylerim diken diken oldu ve yazarın saçmaladığını düşündüm o an. ama önyargı düşmanı biri olarak okumaya devam ettim.

diyordu ki; "bunları düşündüğünüzde dünyadaki yerinizi, dünyayı terkettiğinizde oluşacak boşluğu, sevdikleriniz ve sizi sevenler için öneminizi anlayacaksınız. özellikle insanların sizin için neler söyleyeceklerini, onlar için ne ifade ettiğinizi hissetmeye çalışın. o andan geriye dönme şansınız olmadığını, hayat denen kredinizin bittiğini ve onlara yanıt verme şansınız olmadığını düşünün

tekrar sarılma, bir kez daha öpme ihtimalinizin bittiğini hissedin. dünyadaki küslüklerin, ayrılıkların, kavgaların yanında bu acının ve geri dönülmezliğin korkunç çaresizliğini yaşayın. bırakın canınız yansın, bırakın alevler içinde kavrulsun tüm ruhunuz. orada, o musalla taşında düşünün kendinizi. seyredin o an çevrenizde olanların yüz ifadelerini. akıllarından ve yüreklerinden geçen cümleleri hayal edin.




bugün yapabilecekleriniz icin cesaretli olun. ertelemeyin sevdiginizle paylasın. sevginizi ve verdiğiniz değeri haykırın onlara iş işten geçmeden.



alıntı



herkese mutlu haftasonları

21. boşver be yaşı başı
gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver ?
şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver ?
koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
bilirim yine yeşerecek bir çiçek bulursun bir dalda
ama aklını kaybedecek bir aşk varsa avuçlarında
bırak aksın yollarına.
yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
sen inan yüreğine ,
hem ona geçmezse kime geçer sözün ?
büyü büyü....
bak ellerin ayakların kocaman.
aklın da maaşallah yerinde ,
e ne diye tutarsın yüreğini uçmasın diye.
akıllı ol, yüreğin gelir peşinden ,
boşver yaşı başı ,
aşk var mı aşk, sen ondan haber ver ?

takılmışsın yüzündeki gözündeki çizgilere.
o çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün ,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü ,
öl gitsin
parayı pulu savurup ,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin ,
savrul gitsin..
boş ver be yaşı başı ,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?
aklını al da öyle git ,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
dert etme ellerini, onlar da gelir seninle bırakmadıkça birine.
o biri de gelir gerçekten istediğin oysa,
seveceksen ve öleceksen uğruna...
yaşa be, yaşa da öyle git, gireceksen toprağa...

yaş 70'e gelse bile, hayat daha bitmemiş.
sen mi biteceksin?
çekeceksen bile bayrağı,
yaşadım dibine kadar diyemiycek misin?

can yücel


herkese mutlu haftasonları
22. bir tüccar mutluluğun gizi'ni öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanına yollamış. delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel bir şatoya varmış.

delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizi'ni açıklayacak zamanının olmadığını söylemiş ona. gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini söylemiş.
"ama sizden bir ricada bulunacağım" diye eklemiş bilge, delikanlının eline bir kaşık verip , kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. "sarayda dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."


delikanlı saryın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış,gözünü kaşıktan ayırmıyormuş.İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
"güzel," demiş bilge, "yemek salonumdaki acem halılarını gördünüz mü? bahçıvan başı'nın yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?"
utanan delikanlı hiçbir şey görmediğini itiraf etmek zorunda kalmış.Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
"Öyleyse git evrenimin harikalarını tanı," demiş ona bilge."oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."

İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış.bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş.bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş.bilgenin yanına dönünce, gördüklerini bütün ayrıntılarıyla anlatmış.
"peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş bilge.
kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
bunun üzerine bilge , "sana verebileceğim tek bir öğüt var: mutluluğun gizi dünyanın bütün harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan..."

paulo coelho

herkese mutlu haftasonları
23. insanlarin birbirini tanimasi icin en iyi zaman, ayrilmalarina en
yakin zamandir, der dostoyevski...

veda acisi, kabugunu soyar insanin; yildizini kaziyip cirilciplak
ortaya serer. birlikteligin örttügü tüm kusurlari ayrilik sergiler.
bir ayrilik arifesinde helallesilir ve o an hakiki tabiatlariyla
yüzlesilir. "ölene kadar" diye söz verilmistir, ama "ölüm yolunda"
baska tercihler belirmistir. kararsiz prensesin vicdani azap cekerken
7 cücelerin somurtkani "aklini basina" al diye fisildar kulagina;
haytasi ise "kalbinin sesini" dinle diye cekistirir eteginden. hep hayran
bakan gözlere, hatalar takilmaya baslar. "ama"yla biter alelade iltifat
cümleleri, "sen iyi bir insansin, ama arkadaslarin kötü",
"seni seviyorum, ama bu iliskide mutlu degilim", "ben baska türlü bir
beraberlik düslemistim" vs..vs.. sonra gelsin uykusuz geceler...
bir türlü karar verememeler... ruhen gidip gelmeler... "hele biraz daha
zaman gecsin" diye nikah ertelemeler...

birlikteymis gibi yaparken,sevecek baska yüzler, yüzecek baska denizler
kollamalar.. "aslinda bütün bunlar bizim iyiligimiz icin"e kendini kandirmalar.
sonrasi hep ayni, bekleyenin "hani sonbaharda bulusacaktik. hazan geldi gecti,
sen gelmez oldun" sizlanmalari... bekleyenin "geliyorum az kaldi" oyalamalari...
bittigini bile bile isi uzatmalar; söyleyemedikce hepten bataga saplanmalar...
terke makul bir gerekce ararken hepten carsafa dolanmalar...
veda konusmasinda süslü iltifat cümlelerinin arasina, o cümleleri hiclestiren
mayinlar serpistirmeler...
Üzgün görünmeler... bagis dilenmeler... "...ama kacinilmazdi" demeler...

"sözünden caydin" yakinmalarini "sen de eski sen degilsin. degismissin" diye gögüslemeler...
....asıl kendinin degistigini bilmezden gelmeler... ve son sahne: terk edenin o mahcup "yapamiyorum, dayanamiyorum..her seyi denedim.." itirafina karsilik terk edilenin kirik calimi: "ugurlar olsun! ben yoluma devam ediyorum".

ihanetler hep böyledir: ilki, bir yenisine gebedir; ikincisi daha az aci verir. ondan sonra dur durak yoktur: güvenilmez asik, sevdikce kiran, gezdikce ardinda bir kirik kalpler mezarligi birakan bir dervise döner.

artik acilara hapsolmustur: bulusmak istedikce ayrilacak, birlesmeye calistikca parcalanacak, sonunda terk ettiklerinin "ah"i tutup, terk edildiginde, mukadder yalnizligina kapanacaktir.

can dündar

herkese mutlu haftasonları
24.
Şu öğütlerimi yaz kafana
düşüncelerinin ağzı,dili olmayacak
aşırı hiçbir düşüncenin ardına düşmek yok
teklifsiz ol, bayağı olma
dostlarının arasında denenmemiş olanları
Çelik halkalarla bağla yüreğine
ama her zıpçıktı, acemi çaylak arkadaşı da
el üstünde tutup elini kirletme
kavga etmekten sakın,ama ettin mi de
Öylesine et ki;korksunlar senden
herkese kulağını ver, sesini verme.
herkese akıl danış, kendi aklını sakla
kesenin elverdiği kadar giyin
zengin ama gösterişsiz olsun giydiğin
ne borç ver, ne de borç al; çünkü borç vermek
Çok kez hem paranı yitirmektir hem dostunu
herşeyden önce kendi kendinle doğru ol
o zaman, gece gündüze varır gibi
sen de aldatmaz olursun kimseyi
dualarım,öğütlerim seninle olsun


william shakespeare


herkese mutlu haftasonları
25. adam saskindir. Çunku uzun zamandir ayni evi paylastigi sevgilisi ayrilacagini soylemistir.
"sen isteyken eve gelip esyalarimi toplayacagim." bu ayrilik hiç hesapta yoktur, kafasi karisir adamin...
gun boyunca isinde rahat edemez, eve gelir. kadin esyalarini toplamaktadir.

dayanamaz adam, ortaya firlar ve sorar:

"ne yaptim sana? kotu bir insan miyim?..

seni aldattim mi?..
canini mi yaktim?"
hepsinin yanitlarinin "hayir!" oldugunu bilmektedir.
sonra asil soruyu patlatir:
"seni mutsuz mu kildim?"
sevgilisi adamin ta gozlerinin içine bakar o zaman. dudaklari titremektedir
genç kadinin...

der ki; "hayir! , hayir ama sen biraz olsun, mutlu olabilirdin !"
* *
nick hornby'nin pek tutulan romanindan uyarlanan ve bizde de geçen yil gosterilen "high fidelity" adli filmin bir sahnesi boyleydi...
kadinin o sozu çok ilginçtir. demek ister ki ; beni mutsuz kilmadin ama sen de birlikteligimiz boyunca hic mutlu olmadin!
dahasi, ben bundan; senin mutsuzlugundan, benim degerimi anlayamamandan, hic sayilmaktan yoruldum...
" insani hicbir sey sevildigini anladigi an kadar sasirtmaz. o an kendinizi tanrinin parmagi omuzunuza dokunmus gibi hissedersiniz "

charles morgan

hepinize mutlu hafta sonları..
»
Alakalı olabilir!
- hafta sonu ne yapak
- hafta sonu
- hafta sonu plani yapmak
- hafta sonlari kapaliyiz
- haftasonum azbuz com

nedir.Net